Atatürk ile Vahdettin Arasındaki İlişkiler (Asıl Gerçekler)

Türkiye tarihinin şüphesiz en çok tartışılan isimlerinden biri son padişah Sultan Vahideddin’dir. Bununla birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün Padişah Vahideddin ile olan ilişkisi bir türlü anlaşılamamış ve suiistimal edilmeye çalışılmıştır. Bugün bu yazıda Sultan Vahideddin ve Mustafa Kemal Atatürk arasındaki ilişkiyi kaynak göstererek anlatmaya çalışacağım.

Mustafa Kemal Paşa ve Sultan Vahideddin ilk kez Vahideddin’in Şehzade olarak gideceği Almanya Seyahati’nde karşılaşır.

Süveyş Kanalı’nın İngiliz kontrolüne girmesinden sonra Hindistan’a ulaşmak için Berlin-Bağdat mihverine büyük önem veren Alman İmparatoru II. Wilhelm, 1889 ve 1898 yıllarında İstanbul’a gelmiş, Osmanlı Padişahını başkentinde ziyaret etmişti.

Birinci Dünya Harbi içinde, 1917 yılı Ekim ayında, İmparator üçüncü kez İstanbul’a geldi ve Padişahı Genel Karargâhına davet etti. Artık, bu davetin kabulü ve ziyaretin iadesinin kaçınılmaz hale geldiğini düşünen Osmanlı Hükümeti, Padişah Sultan Reşat seyahat edecek durumda olmadığından Veliaht Vahdettin Efendi’nin Almanya’ya gönderilmesine karar verdi.

Ayrıca, Yıldırım Ordular Grubu emrinde 7’nci Ordu Komutanı iken Filistin cephesinde uygulanması gereken strateji ve taktik konusunda Grup Komutanı Mareşal Falkenhayn ile anlaşamadığından istifa ederek İstanbul’a gelen ve Başkomutanlık emrinde bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın bu seyahatte Veliaht’a eşlik etmesi kararlaştırıldı; kabul edip, etmeyeceği kendisine soruldu. Bu seyahati kendi açısından çok ilginç gören Atatürk, derhal kabul ettiğini bildirdi. Çok iyi Almanca bilen ve Atatürk’ün Harp Okulu’nda öğretmeni olan Naci Paşa (o tarihte rütbesi albaydı) da Veliaht ile beraber gidecek, ona tercümanlık edecekti.

Vahideddin ve Mustafa Kemal’in tanışması bu vesile ile olur.

Vahideddin, 1917’de veliahd olduğu sırada yaptığı Almanya ziyaretinde. Hemen arkasında, ziyarete ordu temsilcisi olarak katılan Mustafa Kemal Paşa var. Vahideddin ile Mustafa Kemal’in beraber göründükleri tek fotoğraf, budur.

https://im.haberturk.com/2018/05/19/ver1526690007/1974048_47a66450300034491d2efaa9d1a1f8f9.jpg

O sırada yaver kordonu taşıyan Mustafa Kemal Paşa ile Veliahd Vahideddin’in arası ne oldu da bozuldu?

Samsun’a çıktığım gün genel durum ve görünüm

1919 yılı Mayısı’nın 19.günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüm: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, ağır şartları olan bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Dünya Savaşı’nın uzun yılları boyunca ulus yorgun ve fakir bir durumda. “Ulusu ve ülkeyi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatlarının derdine düşerek ülkeden kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakça önlemler araştırmakta.”

Kaynakça: Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Gençler İçin Fotoğraflarla Nutuk Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Sayfa 1

Ne oldu da Mustafa Kemal Atatürk, Vahideddin’e soysuz diyecek duruma geldi? Mustafa Kemal Paşa, Samsun yolculuğundan seneler sonra, Bandırma Vapuru ile yola çıkmadan önce Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahideddin’i ziyarete gittiğini anlatır ve görüşmelerini hatıralarında şöyle nakleder:

“…Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahideddin’le âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine müvazi (paralel) hatlar üzerinde düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş! Manzarayı görmek için, oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa-sola çevirmek kâfi idi.

Vahideddin, hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:
- Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilâve etti:) Tarihe geçmiştir.
O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum:
- Bunları unutun, dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin!
Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba, Vahideddin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahideddin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temas arayarak devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahmin ile başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim:
- Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.
Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahdlığında, padişahlığında bütün his ve fikirlerini, temayüllerini, sahtekârlıklarını tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asîl bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl hemen hüküm veririm? Vahideddin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz (dayanağımız) İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri te’dib edersem (cezalandırırsam) Vahideddin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım.
- Merak buyurmayın efendimiz, dedim. Nokta-i nazar-ı şâhânenizi (görüşünüzü, düşüncenizi) anladım. İrâde-i seniyeniz (emriniz) olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım. ‘Muvaffak ol!’ hitâb-ı şahânesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım.

Naci Paşa padişahın yaveri fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak mahfaza içinde birşey tutuyordu.
– Zât-ı şahânenin ufak bir hatırası, dedi. Kapağının üzerine Vahideddin’in inisyalleri işlenmiş bir saatti.
– Peki teşekkür ederim, dedim. Yaverim aldı.
Sonra, sanki Yıldız Sarayı’ndan çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi ihtiyatla, ayaklarımızın patırtısını işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık”.

Mustafa Kemal Paşa’nın kafasındaki kurtuluş planı ile Padişah Vahideddin’in kafasındaki kurtuluş planı çok farklı idi. Mustafa Kemal Atatürk yeni, modern bir devlet kurulması gerektiğini düşünürken Padişah Vahideddin kendi saltanatını ve gücünü koruma derdinde idi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından kısa bir müddet sonra İstanbul ile ilişkilerinin gittikçe bozulmasının ardından;  

https://im.haberturk.com/2018/05/19/ver1526690007/1974048_ee311d577c0232b0515055744cc02477.jpg

Kuvâ-yı Milliye’nin güçlenmesini önlemek maksadı ile Saray ve Bâbıâlî’nin aldığı kararların yine Sultan Vahideddin’in imzasını taşıyan tasdik belgeleri… 4 Şubat 1920’de madalyalarının iadesi iradesi (İ. DUİT. 163/31)

https://im.haberturk.com/2018/05/19/ver1526690007/1974048_27847619bb7b68ee721a16410a242624.jpg

9 Ağustos 1919’da Mustafa Kemal Paşa’yı askerlikten ihraç edip rütbelerini ve madalyalarını alan irade (Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, İ. DUİT. 178/30-1)

https://im.haberturk.com/2018/05/19/ver1526690007/1974048_54afcec3fec543347a756d757eeab374.jpg

Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşları hakkında verilen gıyabî idam kararını 24 Mayıs 1920’de tasdik eden diğer irade (İ. DUİT. 175/46-1).

Mustafa Kemal Atatürk ve Padişah Vahideddin, kurtuluş mücadelesi öncesi dost idi ancak iki farklı insanın iki farklı düşüncesi sonrası bu dostluk bozulmuş, Mustafa Kemal Paşa’nın ve arkadaşları hakkında verilen idam kararı sonrası Mustafa Kemal açısından Vahideddin’in soysuz olması söylemi ile tamamen nefret düzeyine geçmiştir. Ancak Padişah Vahideddin’in  Mustafa Kemal Atatürk hakkında kötü ve nefret söylemine ben rastlamadım.

İlber Ortaylı da nitekim aynı düşüncede. Vahdettin ve Atatürk’ün karşı karşıya geldikleri noktalar olmuştur. “Ama dost oldukları zaman da vardır. Kim ne derse desin son padişah hazineyi soyup gitmedi. Gittiği yerlerde de Türkiye devleti aleyhinde faaliyette bulunmadı, söz söylemedi. Bu sürgündeki hanedanın bir ananesi ve takdire değer tavrıdır. Bunları da bilmek gerekir.”

Gazeteci Murat Bardakçı ise “Vahdettin’in, Bebek ile Aksaray arasındaki bölgeye sıkışmış bir padişahın çaresizliği içinde olduğunu kaydederken, ‘iki tarafı birden idare edip zaman kazanma’ çabasının ihanet olarak yorumlandığını” belirtiyor. Sultan Vahdettin, “Sevr anlaşmasını” imzalamamasına karşın, uzun yıllar, “Hain Vahdettin Sevr’i İmzaladı”denilerek, önyargılı yayınlara imza atıldı.

Tarihi olayları zamanına göre değerlendirmek gerekir. İyisi ile kötüsü ile bu tarih bizim. Doğrusunu öğrenmek ve öğretmekte bu milletin görevidir.

Yazan: Mertcan İLİKHAN

“Atatürk ile Vahdettin Arasındaki İlişkiler (Asıl Gerçekler)” üzerine 4 yorum.

Bir cevap yazın